izlegec

Dizi Filmleri, Sinema Fimleri, Oyuncular, Film ve Dizi Müzikleri
Aralık 26th, 2009

“Bu alemde tanıdığım kimse benden daha mert değil”

Kimine göre Sabah gazetesi yazarı, kimine göre “Neco’nun kızı”… İlk albümüne kendi adını veren Ayşe Özyılmazel içinde bulunduğu camia için “Çok acayip bir dünya” diyor: “Ben başarılı değilken beni aramayanlar başarılıyken arıyor. Çok meşhur, herkesin önlerinde eğildiği adamlar ve kadınlar var… Dost oldum bazılarıyla… Ama bir tanesi bile benden daha mert değil. ‘Bu bana bir kazık atacak ama dur bakalım’ hissi geliyor”

Duvarda dev gibi bir Madonna var. Gitar çalıyor. Yerde bir pikap. Bir kutunun içinde plaklar. Girdiğimde Nina Simone çalıyordu. Şimdi Ayşe elinde ses sistemine bağlı bir mp3 player, hop oturup hop kalkıyor. “Bu şarkı böyle oldu, bak şu şarkı da şöyle oldu…” Tamam Ayşe de bir dinleseydik önce baştan sona hepsini…
Heyecanlı bir kız bu Ayşe. Kendini bayağı kaptırmış. Albüm işini ciddiye almış gibi görünüyor. Gerçi “Bana iki ayda bir havale gelir, ne yapıyorum ben hayatta derim kendi kendime” diyecek az sonra. Ama en azından şimdilik durum bu.
Albümü çocukluk arkadaşı Mert Ekren’le kaydetmişler. Prodüktörlüğünü de ikisi yapmış. Elinde bir sürü albüm kapağı taslağı var. Onları gösteriyor, fikrimi soruyor. Konu konuyu açıyor, anlatıyor Ayşe…
Eve gelip giden Nükhet Duru’larla, Ajda’larla, Sezen’lerle büyüdüğünü, her zaman çok çeşitli müzikler dinlendiğini, babasına ne kadar düşkün olduğunu… Babasıyla arasında bir mesele var. Belli. Eskiden beri olan bir şey ama, son döneme dair değil. O da belli. “Çocukken ona çok düşkündüm” diye anlatıyor. “Ablam da düşkündü, ama ben daha çok…”
Ayşe Arman’ın iki yıl önce onunla yaptığı röportajı okudum. “Bıcır bıcır” demiş onun için. İki yıl sonra bakıyorum. Doğru. “Konuşuyor da konuşuyor.” Aynen. “Okurken canlandırdığınız kadından farklı.” Evet. “Kendi gibi”. Kesinlikle. “Yaşı gibi.” Ona da evet. Ama şu anda iki yıl daha yaşlı. Ve yaşadıkları kendi deyimiyle 50’lik, 70’lik tecrübe kazandırmış. Ayşe biraz da olayları abartmayı seviyor bence. Yaşadığı şeyleri dünyada ilk kez sadece onun başına geliyormuş gibi anlatıyor.
Albüme gelince; elbet bir yerlerden duyar, dinlersiniz önümüzdeki günlerde. İlle de bir şeyler söylemem gerekirse içinde her zevke uygun şarkı bulunan, üzerinde çalışılmış, derli toplu bir pop albümü bu. Önyargılarınızdan kurtulup dinleyin. Ayşe’nin sesini de yer yer çook eskilerden bir nostaljik bir kadın şarkıcıya benzettim. Kim olduğunu bulamadım ama. Belki siz bulursunuz.
Elimde notlar, albüm kapağının taslağı, kulağım şarkılarda bir yandan da Ayşe’yi takip etmeye çalışıyorum. Bir yandan da soruyorum.

Aralık 26th, 2009

“Kötü senaryoyu iyi oyuncular da iyi yönetmen de adam edemez”

Bebek’te deniz manzaralı şık bir daire. Lila koltuklar, Bang&Olufsen marka son teknoloji ürünü elektronik aletler, duvarda “Aşk-ı Memnu”nun Matmazel’i Zerrin Tekindor’un imzasını taşıyan tablolar… “Yaprak Dökümü”, “Aşk-ı Memnu” ve “Samanyolu” dizilerinin senaryolarının son rötuşları bu evde yapılıyor. Her biri 90 sayfayı bulan üç senaryo yapım şirketine e-posta ile buradan gönderiliyor.
Biz söyleşi yaparken telefon çalıyor, “Yaprak Dökümü”nün reyting sonuçları geliyor: 19,1. Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu için, bu olağan bir durum. Dört sezondur bu dizinin reyting sınavından “kırık not aldığı” tek hafta olmadı. “Aşk-ı Memnu”nun da ondan aşağı kalır yanı yok. “Samanyolu” yarışa yeni katıldı, geriden geliyor ama Yörenç ve Gençoğlu “Arap atı gibi sonradan açılacağı” konusunda iddialı.
İkilinin, “Mahallenin Muhtarları”nda Kandemir Konduk’un ekibinde başlayan senaristlik maceraları “Ana Kuzusu”, “Koçum Benim”, “24 Saat”, “Zeynep”, “Aşk Yeniden”, “Yaprak Dökümü”, “Dudaktan Kalbe”, “Menekşe ile Halil”, “Aşk-ı Memnu” ve “Samanyolu” ile sürmüş.
Görenç ve Gençoğlu sezon sonunda “Yaprak Dökümü” ve “Aşk-ı Memnu”yu bitirdiklerinde beyazperdeye de el atacaklar. Yazdıkları film senaryosunu yönetmen Ferzan Özpetek çekecek.
Espressolarımız bittikten sonra sohbete dalıyoruz. Yörenç’in Bebek’teki evinde bir yandan soru soruyorum bir yandan da bilgisayar ekranında açık kalan “Aşk-ı Memnu” senaryosunu dikizlemeye çalışıyorum!

Aralık 26th, 2009

Kendine güvenen insanlara ilgi duyarım: Scarlett Johansson

Scarlett Johansson, son yıllarda Hollywood’un en çok parlayan yıldızlarından biri. Sinema oyunculuğu ve şarkıcılığıyla dünyaya adını duyuran ünlü yıldızın bir özelliği de çok seksi olması. Mango 2009-2010 Sonbahar-Kış Koleksiyonu’nun tanıtım yüzü olan Scarlett Johansson, geçtiğimiz günlerde Madrid’deydi. İspanyol markası Mango’nun 2010 İlkbahar- Yaz Koleksiyonu’nun tanıtım defilesi için Madrid’e giden ünlü yıldız ŞAMDAN PLUS’a konuştu:

Bu sizin Mango için imge görevi gördüğünüz ikinci sezon. Bu deneyimden hoşlandınız mı?

Evet, Mango ile çalışmak gerçekten harika. Tüm ekiple çalışmaktan çok hoşlandım ve bence Mario ile yola devam etmemiz ve aynı kuaför, makyöz ve stilist ile çalışmamız çok olumlu bir durumdu…

İspanyol modası hakkındaki fikirleriniz neler?

Bence İspanyol modası, çok rahat bir stile sahip, yani oldukça casual (günlük) özellikler taşıyor; bazı lüks parçalarla kombine edilmiş durumda. Sanıyorum bu onların yaşam tarzının bir parçası, sonuçta giysilerin görünüşü oldukça casual.

Etiketler: ,

Aralık 21st, 2009

Ruhumu kurtarmamın tek yolu bu albümdü

Yıllar boyu gazeteciler sordu, ben cevap verdim. Bu kez teybi ele geçirdim, soruları ben soruyorum. İşim zor çünkü pazartesi günü ilk albümü Ayşe Özyılmazel’i çıkaracak olan Ayşe, sıkı bir gazeteci. Onunla star olmayı, müziği, aşkı ve hayattan öğrendiklerimizi konuştuk
‘Ajda benimle röportaj yapıyor! Sırf bunun için bile yapılırmış bu albüm!’
Birden fazla Ayşe buldum ben Ayşe’nin şarkılarında. Neşeli bir Ayşe. Dalgacı, fırlama bir Ayşe. Bazen küskün, içe dönük bir Ayşe. Kırgın mı kırgın… Ama hep bir ‘cesur yürek’. Üretken… Yaratıcı… Dobra… Deli ve dolu. Konuştukça şaşırıyorum, ne kadar, ne kadar da çok benzeşiyoruz. Geçtiğim yollardan geçip, geldiğim yerlere geleceğini hissediyorum birden. Eğer şöhret gururla ama zor taşınan bir günahsa, bu Ayşe çocuk fazlasıyla günahkâr olacak. “Ajda demişti!” dersiniz…

Aralık 18th, 2009

Silahtan Nefret Ederim

Silahtan nefret ederimBugüne kadar genellikle yan rollerde izlediğimiz Barış Falay, rol aldığı projelerde oyunculuk gücünü öylesine konuşturuyor ki, gizli başrol olabiliyor. Ekranların yeni fenomeni “Ezel”in Kerpeten Ali’si Barış Falay, kamera arkasını, aile hayatını, kötü adamı nasıl olup da sempatik gösterebildiğini Hafta Sonu dergisine verdiği röportajda anlattı.

*Kerpeten Ali, cinayet işleyecek kadar gaddar, sevdiği kadına hislerini açamayacak kadar utangaç. Sizce o iyi mi, kötü mü?

- Rollere iyi ya da kötü gibi bir kalıpla yaklaşmak tercih ettiğim bir şey değil. Bir rolün özelliklerini çıkarırken daha çok o karakterin temel zorunluluklarına bakıyorum: Bu adam nerelerde yetişmiş? Nasıl bir kültürden geliyor? Hayata nasıl bakıyor? Kaç yaşında? Dolayısıyla Ali kötü adam mı, iyi adam mı demek yerine kötülükler yapan, bunun yanında iyilikler yapan bir adam demek daha doğru.

Aralık 17th, 2009

Hülya Avşar: Entellerle arkadaş olmak bile sıkıcı

*Ben hiçbir zaman seyircinin benden beklediği şeyleri yapmadım. Ben, benden beklenenin tam tersini yaparım. Onların ne istediği beni hiç ilgilendirmez! O yüzden mastürbasyon sahnesi çekerken hiç zorlanmadım. Hiç umurumda da olmadı. Öyle olsaydı seyirci beni aşağı çekerdi. “Beni siz yarattınız” gibi bir durum yok. Ben kendimi bu noktaya getirdim, seyirci de beni takip etti.

*Magazini seviyorum çünkü entelektüel olmaktan korkuyorum. Çok sıkıcı bir şey. Popüler oluşum entelektüel olmama engel sanki. Çok hoş bir kadına entelektüel bakamıyorsun. Ben belki hepsinden daha çok entelektüelim ama tipim izin vermez. Sıkıcı olmak istemiyorum. Arkadaşlık bile edemiyorum onlarla, çok sıkılıyorum. 2.5 sene sahneyi bıraktım, Türkmax’ta program yaptım, ölüyorum sandım! Popülerlikten, şamatadan uzak kalmak beni çok sıktı. Ben insan gibi yaşamayı seviyorum.

Aralık 16th, 2009

En ürkütücü film müziği Sapık’ın

En ürkütücü film müziği SapıkÜnlü yönetmen Alfred Hitchcock’un sinema tarihine geçen Sapık (Psycho) adlı filmindeki duş sahnesinde kullandığı müziğin en ürkütücü film müziği olduğu ortaya çıktı. Sözkonusu müzik Bernard Hermann’ın imzasını taşıyor.

Marion karakterini canlandıran Janet Leigh’in Norman Bates tarafından ölüme sürüklendiği duş sahnesinde çalan müzik, sinemanın kült olmuş bu sahnesine verdiği gerilimle filmin korkutucu dozunu arttırdı.

PRS For Music tarafından yapılan araştırmanın listesinde ikinci sırada The Omen filmindeki Ave Satani şarkısı yer alıyor. Şarkının bestecisi ise Jerry Goldsmith.

Ring (Halka) filmindeki Hans Zimmer’in Samara’s Song müziği de listenin üçüncü sırasında. Unutulmaz müzikallerden Andrew Lloyd Weber’in Phantom of the Opera (Operadaki Hayalet) ise dördüncü sırada yer aldı.

Mike Oldfield’in bestelerini yaptığı The Exorcist’teki (Şeytan) Tubular Bell’ se, araştırmanın en korkutucu beşinci film müziği seçildi.